Eski Bayramların Hüznü

Eski Bayramların Hüznü
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A+ A-

Üç küçük kız çocuğu… Aralarında hiç yaş farkı yok. Annelerinin ördüğü kırmızı kazakları bayram sabahına saklamışlar. O sabahın heyecanı içlerinde titreyerek, erkenden uyanmışlar. Soğuk havada, burnu kızarmış elleriyle bayramlıklarını giymişler. Bayram… Bana hep soğuk havaları hatırlatıyor. Çocukluğumuzda bayramlar hep soğuk olurdu çünkü.

Zaman değişti, biz değiştik. Fakat ne gariptir ki, büyüklerimizin eskiden söylediği cümleler dilimize yerleşti. “Bizim zamanımızda bayramlar başkaydı,” derlerdi. Şimdi biz diyoruz. Ve fark ettim ki bunun yaşla ilgisi yok, yaşanmışlıklarla, tüketilmişliklerle ilgili. Artık bayram, bayram olmaktan çıktı; adı tatil oldu. Eskiden tatil kelimesi bile anılmazken, şimdi bayramın kaç gün olacağına dair hesap yapıyoruz. “Dokuz gün olmazsa olmaz!” diye serzenişte bulunuyoruz. Ama biz bayramları böyle mi yaşadık? Bayram sabahlarını tatil planlarıyla mı doldurduk?

Nerede çocukların başucunda sakladıkları bayramlık heyecanı? Nerede öpülmeyi bekleyen eller? Bayram tebrikleri bile artık bir mesajla hallediliyor. Üstelik o mesajlar bile herkes için kopyala-yapıştır… Ne büyük zahmet!

Oysa bayram demek, mutfaktan yeni çıkmış asma yaprağı kokan elleri öpmekti. Şeker biriktirdiğimiz keselerimiz vardı. Sabahın erken saatlerinde kalkardık, öğlene doğru değil. Evin büyükleri bayram namazına gider, dönüşte kahvaltı sofraları kurulurdu. Sonra en büyük heyecan başlardı: Aile büyüklerini ziyaret etmek… Dedeler, nineler, amcalar, teyzeler… Bir bayram sofrasında buluşmak. Mutfaktan yayılan börek, tatlı, sarma kokusu. Çocukların kahkahaları, sohbetin koyulaştığı anlar, herkesin birbirine sarıldığı o bayram anları…

Şimdi? Bayram sabahı uyanan birçoğumuzun ilk düşüncesi, “Nereye gitsek?” oluyor. Artık çocuklarımızın anlatacak bayram anıları bile yok. Onlar bizim gibi heyecanla anlatamayacak bayram sabahlarını, dedelerinin dizlerine baş koyuşlarını, annelerinin ördüğü kazakları…

Ne değişti? Bayram mı, insanlar mı? Bayram hala aynı bayram ama biz değiştik. Geleneklerimizi birer zorunluluk gibi görmeye başladık. “Adet yerini bulsun” diye yapılan ziyaretler, yüzeysel sohbetler, mecburen açılan kapılar… Eskiden bayramlaşmak mutluluktu, şimdi yük gibi. Eskiden yemek sofraları neşe doluydu, şimdi yenilen yemekler bile zevk vermiyor, hatta “fazla kaçırdım” diye şikayet ediliyor.

Eskiden bayramlar birlikti, beraberlikti, sevgiydi. Şimdi sosyal medya sayesinde mesaj atınca iş bitiyor. Bir araya gelmeye bile gerek kalmıyor. O yüzden bayramlar da anlamını yitiriyor.

Ben çocukluğumun bayramlarını düşündüğümde burnumun direği sızlıyor. O sıcaklığı, o heyecanı, o eski bayram telaşını bulamayacağımı biliyorum. Ama belki de biz kaybettiklerimizi geri getiremeyiz, ama yaşatabiliriz. Çocuklarımızın da anlatacak bayram hikayeleri olsun diye, onlara bayramın tatilden ibaret olmadığını gösterebiliriz.

Çünkü bayram; bir mesaj değil, bir kucaklaşmadır. Bir tatil değil, bir mutluluktur. Bir zorunluluk değil, bir anıdır. Ve anılarımızdan vazgeçersek, bayram gerçekten yok olur.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.